TARİHTE BİR MİLAT; GÖBEKLİTEPE, ŞANLIURFA

GÖBEKLİ TEPE:

göbeklitepe.jpg

 

GÖBEKLİ TEPE HİKAYESİ:

Tarih en bilindik sürprizlerinden birini daha yapıyor. Bu kez karşımıza buğdayın, tarımın ve medeniyetin geçmişini bir kez daha sorgulatarak çıkıyor. Bundan tam 12.000 yıl önce, yaptıkları hiç de küçümsenemeyecek bir uygarlığın varlığını bütün kanıtları ile sunuyor bize. Hem de Anadolu’nun göbeğinde, Şanlıurfa – Göbekli Tepe’de… Bugüne dek insanlık tarihi hakkında bilinen birçok gerçeği altüst ediyor Şanlıurfa’nın bu küçük köyünde ortaya çıkanlar. Şehir merkezine 22 kilometrelik mesafede bulunan Örencik köyü, hemen dibinde bir uygarlık gerçeğini saklıyor binlerce yıldır. Tarihin en eski tapınağı olarak bilinen ve bundan 5.000 yıl önce inşa edilmiş olan Malta’daki tapınak, Göbekli Tepe’nin keşfi ile devrediyor tacını. Yerinden ettiği tek tarihi gerçek bununla da kalmıyor elbette. Göbekli Tepe’deki bu hayret uyandıran tapınak, İngiltere’deki meşhur Stonehenge’den 7.000 ve sırrı hala tamamen çözülememiş olan Mısır’daki Piramitlerden 7.500 yıl daha eskiye dayanan yaşı ile birçok tarihi değeri tahtından ediyor.

Yüzlerce yıldır insanlık tarihinin en büyük öğretilerinden biri olarak yerleşik hayata geçişin tarımla başladığı bilgisi üzerine kurulmuş olan gerçekleri de yerle bir ediyor bu kıymet biçilemez buluş. Öyle görünüyor ki avcı-toplayıcılıkla uğraşan ilk insanlar, evvela mimari girişimlere başlıyor ve akabinde de buğdayı ve hatta mercimeği yetiştirebileceklerini keşfediyor. Arkeolojik bir bölge olarak ilk kez 1963 yılında değerlendirilmiş Göbekli Tepe. Bölgedeki ilk araştırma çalışmaları ise Türk ve Amerikan bilim adamları tarafından yapılmış. Bu çalışmayla ilgili sonuçlar 1980 yılında, Peter Benedict tarafından yayımlanmış. 1995-2006 yılları arasında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Harald Hauptmann ve daha sonra da Dr. Klaus Schmidt ve ekibinin katılımıyla kesintisiz kazı çalışmaları gerçekleştirilmiş. Sonrasında ise 2007 yılından itibaren Dr. Klaus Schmidt başkanlığında Bakanlar Kurulu Kararlı Kazı statüsüne geçilmiş.

Oldukça ilginç bir mimarisi olan tapınak, 10-12 adet “T” şeklinde dikilitaşın bir yuvarlak oluşturacak şekilde dizilmesi ve aralarının duvarla örülmesi ile oluşturulmuş. Bu yuvarlağın hemen ortasına ise diğerlerinden daha görkemli iki adet dikilitaş karşılıklı yerleştirilmiş. Dikilitaşların üzerine çizilmiş olan figürlerde de oldukça özenli davranıldığı gözden kaçmıyor. İnsan, el ve kol, çeşitli hayvan ve soyut semboller, kabartma yapılarak ya da oyularak çizilmiş. Hayvan motiflerinde boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, yaban ördekleri ve akbaba şekilleri diğerlerine oranla daha çok resmedilmiş. Hatta o kadar ki bu şekillere bu kadar sık yer verilmiş olmasının bir tesadüf olmadığı düşünülüyor. Bir hikaye, bir anlatım veya bir mesaj olabileceği yolundaki değerlendirmeler ağır basıyor. Bir kült merkezi olarak tanımlanan bu yerin üretime geçiş aşamasına yani tarım ve hayvancılığa yakın olan son avcı grupları tarafından yapılmış olduğu da bir diğer araştırma sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Urfa Kültür Turizm Müdürlüğü’nün çalışmasına göre: “Arkeoloji ekibi, bu taşları inşa edenlerin çiftçi olmadıklarını; ancak ilkel de olmadıklarını düşünüyor. Burada bulunan hayvan kalıntılarının vahşi hayvanlara, sebze ve meyve kalıntılarının ise yabani ağaçlara ait olduğu belirtiliyor. Dr. Schmidt, bu yerleşim yerinin inşa edilmesi için çok büyük insan gücüne ihtiyaç duyulduğunu ve lojistik sorununun burayı inşa edenleri tahıl üretimine ve yabani koyunları toplamaya teşvik etmiş olabileceğini ifade ediyor. Uzmanlar, yeni bulguların “göçebe toplulukların, tarımı öğrenerek yerleşik yaşama geçtiği tezinin yanlış olabileceğini gösterebileceğini düşünüyor.” Prof. Dr. Klaus Schmidt, 2007 yılında “Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe – En Eski Tapınağı Yapanlar” adıyla yayınlanan kitabında bu buluşun ne kadar eşsiz olduğuna dikkat çekiyor: “Yaklaşık 12.000 yıl önce, Fırat ve Dicle Nehirleri arasında kalan bölgede, insanlık tarihinin en önemli değişimlerinden biri yaşanmaktaydı. İnsanoğlu avcı-toplayıcı bir yaşam tarzından, yerleşik hayata, çiftçi-üretici düzene geçmek üzereydi. Binlerce yıl öncesinin avcı-toplayıcılarının bu geçiş döneminde, sandığımız gibi mütevazi ve basit bir yaşam tarzıyla yetinmemiş olduklarını, aksine, görkemli bir evre yaşadıklarını, Göbekli Tepe’de bize bıraktıkları izlerde görebiliyoruz. Göbekli Tepe’nin etkileyici anıtsal buluntuları yetkin bir taş işçiliğini yansıtmakta, taş üzerinde kabartma tekniğiyle yapılarak aktarılan motiflerin içerik zenginliği ise karmaşık bir düşünsel düzeye ulaşıldığını göstermektedir. 12.000 yıl öncesinden günümüze ilettiği kapsamlı bilgi hazinesi ile geçmişimizin önemli bir zaman dilimi hakkında daha önce düşünmemizin dahi mümkün olmadığı soruları üretebilmemizi sağlayan Göbekli Tepe, emsalsizliği ile biz bilim insanlarını olduğu kadar, belki daha da fazla, bulunduğu toprakların insanlarını etkileyen, haklı olarak gururlandıran eşsiz bir değerdir. 2014 yılında aramızdan ayrılarak ebediyete intikal eden başarılı arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt’in açıklamasına göre, Göbekli Tepe dünyanın bilinen en eski tapınaklarından biri olmasının yanında, dünyanın en büyük tek tapınağı olma özelliğini de taşıyor. Böylece Örencik köyünün ev sahibi olduğu bu keşif sayesinde Anadolu ve dolayısı ile Türkiye dünya tarih sahnesinde bir kez daha ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu göstermiş oluyor.

göbeklitepe2.jpg

Göbekli Tepe tarımsal hikayesi ile de tarihi gerçeklerin bir kez daha değerlendirilmesini sağlıyor. Kalıntılar arasından çıkan çanakların içinde bulunan mayalanmış tahıl kalıntıları ve buğday tohumları tarımın bilinçli bir şekilde yapıldığını gösteriyor. Ayrıca taş el değirmeni şeklindeki ortası delinmiş yuvarlak taşlar da buğdayın öğütülerek tüketilmiş olabileceğinin en büyük göstergelerinden biri.

Anadolu, Türkiye, Dünya ve İnsanlık tarihi açısından çok büyük öneme sahip olan Göbekli Tepe, Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) tarafından da yakın takip altında destekleniyor: “Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) olarak; Türk ekonomisinin tarım ve gıda sektöründe övünç kaynağı olan un sektörüne gerek sorunların tespitinde yol göstererek gerekse bilgilendirici ve geliştirici yayınlar hazırlayarak, ulusal ve uluslararası platformlarda kongre ve toplantılar aracılığıyla amaç ve yön vererek çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Göbekli Tepe, geçmişi 12.000 yıl öncesine dayanan, “tarihin gelmiş geçmiş en büyük arkeolojik keşfi” olarak nitelendirilen büyük bir değer. Bu değerin tanıtılması, değerinin hem ülkemizde hem de dünyada daha fazla kişi tarafından anlaşılmasının öneminin TUSAF olarak biz de farkındayız.”

Ekonomik öneminin yanında buğday ülkemizde toplumsal, kültürel ve arkeolojik bir değerdir. Buğdayın ülkemiz topraklarındaki öyküsü, pek çoğumuza hayal etmesi bile güç gelebilecek kadar eski zamanlara; okuduğumuz, bildiğimiz tüm uygarlıklardan öncelere uzanıyor. Bildiğiniz üzere ilk buğday yetiştirilen ve öğütülüp ekmek yapıldığına dair kanıtların bulunduğu adres de Göbekli Tepe’dir.

TUSAF olarak buğdayın geleceğini düşündüğümüz kadar geçmişini anlamaya ve keşfetmeye de önem veriyoruz. Çünkü atalarımızın bizlere bıraktığı ve hala sofralarımızda değeri ve önemi büyük ekmeğimizin ve buğdayımızın geçmişini anlamak, bugününe değer vermek ve geleceğini korumak içindir tüm bu çabamız. M.Ö 1.200’e dayanan ve o dönemlerde armağan olarak verilen buğday başağı, şimdi ise sofralarımızın baş tacı, geleneksel değerimiz; ekmek olarak can buluyor. 

Bkz. TUSAF Dergisi Sayı 6


 
Güncel Haberler Hızlı Erişim Bağlanıtılar Takip Edin

Ana Sayfa
Un Köşesi
Yayınlar
İstatistikler
TUSAF Foto Galeri
Sektör Köşesi
İletişim

Türkiye Hububat Bülteni
Ticaret Borsaları Bilgi Sistemi
Rekabet Kurumu
Ekmeğini İsraf Etme

 

Günlük Gazete Haberleri


haberleri okumak
için tıklayınız

 

Facebook
Twitter
Youtube
Instagram
Linked-In
Pinterest

TUSAF Dergisi-Türkiye'nin Unu


dergiyi okumak
için tıklayınız

TÜRKİYE UN SANAYİCİLERİ FEDERASYONU
Üniversiteler Mahallesi, 1598 Cadde, A3 Plaza, No: 33, Bilkent Plaza, Bilkent, 06800, Ankara • Tel: (312) 440 04 54 • Faks: (312) 440 03 64 • E-Posta: bilgi@tusaf.org